Halâ Tasarım Aşamasında !
|
Birliktelik
Her oyunun olduğu gibi satrancın da kuralları vardır. Kurallarını iyi bilmediğiniz bir oyunda her ne kadar “oyuncu” olarak gözükseniz bile rakibiniz bu durumunuzu anladığında sizin oyununuzla da oyun oynayabilir. Bu durumun en kötü yanı ise rakibinize karşı mücadele ettiğinizi düşündüğünüz sırada onun tarafından yönlendiriliyor olmanızdır. İyi bir satranç oyuncusunun en önemli özelliklerinden birisi de oyun kurabilmenin yanında oyundaki taşlardan birinin yerine geçmemesidir. Şöyleki, oyun, sizin üzerinize kurulmuş ve kullanılmanız oyunun sonucunu etkileyecek hale gelmiş ise siz artık bir satranç oyuncusu olmaktan çıkmış ve hatta çıkartılmış, satranç tahtasındaki taşlardan birisi haline getirilmişsiniz demektir. Usta bir satranç oyuncusu kendisini piyon haline getirmez, en kötü ihtimalle maçı kaybeder, üstelik böyle bir durumda yeni bir satranç oyunu oynamak her zaman mümkündür. Ülkemizde Türkçe konusunda faaliyet gösteren oluşumların en büyük yanılgısı birer “oyuncu” olmayı yeterli görmeyip satranç tahtasında hamlesini bekleyen piyonlar gibi davranmalarıdır. Satranç oyununda piyonların ömrü maçın süresi kadardır. Toplum olarak kahramanları ve yiğit kişilikleri saygıyla karşılarız ve onlara karşı minnetle karışık bir sevgi besleriz. Hayran olduklarımız bile vardır. Bu sadece bizim için de geçerli değildir, insanoğlunun olduğu her yerde buna benzer hayranlıklara rastlamak mümkündür. Mesela Saddamı ele alalım, uzun bir süre onun bir “oyun kurucu” olduğunu düşündük, bir çok hamlesini gördük fakat oyunun sonunda onun da karşı tarafın şahına yenilmiş bir fil olduğunu izleyerek öğrendik. Evet, oyun için feda edilen taşlardan birisi olduğuna hep birlikte şahit olduk. Türkçe konusunda faaliyet gösteren çoğu oluşum aslında birer “taraftır”. Bu oluşumlardaki yönetici kadrolar, diğer oluşumlara karşı "taraf olmaya devam ediyor" ve oyunun tümüyle değil de bir kısmıyla ilgileniyorlarsa, sorunu dışarıda değil içeride arıyorlarsa onlar artık bir satranç oyuncusu değil tıpkı bir fil, kale, at, piyon gibi bir taştır. Bu tür oluşumlarda yönetici kadrolar, diğer yapılanmaları kendilerine karşı bir “rakip” olarak görmeyi “bırakıp”, birilerinin ayağına çelme takmaktan vazgeçiyorsa ve hatta başkaları tarafından “rakip” olarak nitelendirilenleri oyunun vazgeçilmez bir parçası olarak algılıyor, üstelik “birlikte” hareket etmenin oyunu kazandıracağını düşünüyorsa o yönetici kadrolar piyon olmaktan çıkıp satranç oynamaya, satrançta oyun kurmaya başlamışlar demektir. Sözün özü şu; satranç, Türkçe konusunda faaliyet gösteren oluşumların satranç tahtasının aynı tarafına dizilen taşlar gibi olduğu, oyun sırasında birinin feda edilmesinin diğerlerine fayda getirmeyeceği ve bu feda edişin bir düşmanlıktan değil mecburiyetten kaynaklandığını herkesin bildiği bir oyun olmalıdır. Savaş kendi kendine verilmez, tek başına yapılmaz ve zafer kendi kendine kazanılmaz. HatırlatmaBu sayfa test aşamasında olup deneysel veriler içermektedir. Cıvıltılar
Kategori BulutuAlgoritma Delphi Dialog Fonksiyon Kod Örneği Login Metin İşleme Mssql Parse Pascal Programlama Projeler Select Sql T-Sql Upeditbutton Uplogindialog Uplookupdialog Wıth Zaman Ölçme Öneri Şiir Etikettekiler
Bağlantılar
Sayfa Seç1 Toplam 1 sayfa var. Siz 1. sayfadasınız ve 1 kayıt içinden 1 ile 1 arasını görmektesiniz |