Halâ Tasarım Aşamasında !
|
Savunmak var "Savunmak" var.
Bir çok insan bir fikri‚ bir görüşü veya başka bir şeyi “şiddetle savunarak” kendisini iyi bir şey yapmış olarak görür veya öyle hisseder. Benim de bu duygunun tadına baktığım zamanlar oldu… Halbuki “savunmaya geçmek” yenilgiyi baştan kabul etmek demektir.
Savunma konumunda olan bir insanın en büyük beklentisi ve hatta “hedefi” var olanı‚ olduğu gibi tutmaktan ibarettir. Oysa savunmayı bir yöntem olarak seçtiğinizde bunun “her zaman” başarılı sonuçlar vereceği gibi bir “güvence” yoktur. Karşımdaki insanın herhangi bir fikri sadece savunarak benimle mücadele etmesi‚ hatta “şiddetle savunması” benim açımdan ne kadar kolay ve rahat olurdu! İstediğim kadar hata yapardım‚ karşımdaki sürekli savunmada kaldığı için benim hatalarımı göremez ve en kötü ihtimalle tesadüfen bile olsa kazanan taraf yine ben olurdum.
Çoğumuz kendimizi gün içinde bir şeyleri savunurken buluyoruz. Genellikle de görüşlerimizi‚ fikirlerimizi‚ bakış açımızı ilk günkü gibi tutuyoruz ve bunun bir erdem‚ fazilet ve hatta “kahramanlık” olduğunu “sanıyoruz”. Birçok değişikliğin bir malubiyetin sonucu olarak kabul edildiğini‚ bu yenilgiyi yaşayanların duruma ağlayarak katlandıklarını unutuyor‚ bu durumu sonuna kadar savunuyoruz. Oysa bir boks maçında yumrukları yiyenler her zaman “şiddetle savunmada” kalanlardır. Sürekli yumruk yiyerek karşınızdakini yenemezsiniz.
Savunma dışındaki seçenekler arasında sadece “saldırı yoktur”. “Öngörü sahibi olmak” da bir “seçenektir”. Memlekette hemen hemen herkesin bir şeyleri “kahramanlık derecesinde şiddetle ve körü körüne savunuyor olması” fakat bunun yanında da “öneri” getirmemesi bir güvensizliğin ve korkunun yansımasıdır. Genellikle insanlar verilen mücadelelerin “yenilgi ile sonuçlandığını”‚ en iyi seçeneğin ise “var olanı korumak” olduğunu sanıyor. Bu varsayım‚ bilinç altına öyle bir yerleşmiş ki insanlar bu yüzden burunlarının dibindekileri bile fark edemiyor‚ “gözünün önündekini göremiyor”.
Bu tür bir bakış açısı insana uyanıkken hayal gördürür. Dünyada “istisnasız herkes” Türkçeyi bozmak‚ yozlaştırmak için elinden geleni yapıyor. Tüm bu yozlaştırma ve bozma çabalarına rağmen Türkçe halâ dim dik ayakta ve ilk günkü gibi “taze ve duru”! (Gerçekten öyle mi?)
Yok böyle bir şey… Türkçeyi bozmak‚ yozlaştırmak isteyenler “elbette var” ve bunun için çaba gösteriyorlar ve Türkçe de tabii ki ilk günkü gibi “taze ve duru değil”… Türkçe bozuluyor ve biz sadece savunuyoruz… Oysa “sadece savunma” ile “yetinmemeliyiz”. Türkçe konuşan kişi sayısını “arttırmalıyız”.
Hayatın değişken olduğuna daha önceki yazılarımda değinmiştim. Buna bakış açıları‚ düşünce tarzları‚ yaklaşımlar‚ fikir ve görüşler de dahildir. Savunma “Öngörü sahibi olma” sürecinde “sadece bir araç” olarak kullanıldığında bir işe yarar. Hiçbir zaman savunma “tek başına” bir “politika” haline gelmemelidir. “Mevcut savunma anlayışı” var olanı korumak üzerine kurulu ve bu “kendini farklı zannedenleri dışlıyor”‚ o nedenle sürdürülebilirliği malesef yok çünkü insanlar bu dışlamacı tavıra karşı direnç gösteriyor. Buradan Türkçeyi korumayalım gibi bir sonuç çıkartmak en hafif ifade ile aptallık olur. Türkçeyi savunmayalım “demiyorum”. Dünya her gün değişip yeniden kuruluyor. Burada‚ ya “Öngörü sahibi olanlardan” olursunuz ya da “burnunun ucunu göremeyen kahraman savunuculardan” olur ve önünüze konan tabakla yetinirsiniz. “Öngörü sahibi” olmazsanız önünüze konulan tabağın dolu olup olmayacağına da siz değil‚ tabağı önünüze koyanlar karar verir. (Belki de önünüze tabak da koymazlar…)
Bugün Dünya dünkünden daha hızlı bir değişim ve “gelişim” sürecini yaşamaktadır. Teknolojideki baş döndürücü gelişme ve değişim‚ bunun somut bir göstergesi olarak görülebilir. “Türkçeciler”‚ bu süreçte değişimi yakalayacak ve hatta “yönlendirebilecek” bir konuma sahiptir. Tek eksiği‚ bu konumunu ve gücünü görememesinden‚ hissedememesinden kaynaklanmaktadır. Bu “görememe” ve “hissedememe” durumuda buna uygun bir “bakış açısının”‚ “önerinin” ve hatta “projenin” ortaya konulmamasından kaynaklanmaktadır.
Türkçeyi “şiddetle savunduğunu zannedenler” soruna sadece duygusal ve ideolojik açıdan bakmakta ve “şiddetle savunmanın”‚ “susturmanın”‚ “yok saymanın”‚ “göz ardı etmenin” ve “kulak tıkamanın” tüm sorunları çözeceğini “zannetmektedirler”. Dışladığınız birisine kendinizi sevdiremezsiniz. Dışladıklarınızla bir arada yaşayamazsınız. Dışlarsanız direnç görürsünüz. Ortada da bir “zenginlik” kalmaz. O nedenle aslında “şiddetle savunduğunu zannedenler” gerçekte farkında olmadan “bölücülük yapmaktadırlar”. İnsanları Türkçeden uzaklaştırmayın ve “Dışlamayın”‚ Ülke bölünür! HatırlatmaBu sayfa test aşamasında olup deneysel veriler içermektedir. Cıvıltılar
Kategori BulutuAlgoritma Delphi Dialog Fonksiyon Kod Örneği Login Metin İşleme Mssql Parse Pascal Programlama Projeler Select Sql T-Sql Upeditbutton Uplogindialog Uplookupdialog Wıth Zaman Ölçme Öneri Şiir Etikettekiler
Bağlantılar
Sayfa Seç1 Toplam 1 sayfa var. Siz 1. sayfadasınız ve 1 kayıt içinden 1 ile 1 arasını görmektesiniz |